Ana Menü

Şirketleri Konkordato’ya getiren beş neden?

Arya Akademi Yönetim Danışmanı & Eğitmen Dr. Müh. Gülay Savaş, şirketler Konkordato’ya getiren nedenler hakkında açıklamalarda bulundu.

Arya Akademi Yönetim Danışmanı & Eğitmen Dr. Müh. Gülay Savaş, şirketler Konkordato’ya getiren nedenler hakkında açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında gazetelerde yayınlanan bir habere değinen Dr. Müh. Gülay Savaş, haberde “Anonim şirketlerde 294, Limited şirketlerde 552'ye, toplam 846 firma Korkordato ilan etti” belirtildiğini kaydetti.

Dünyanın önde gelen ekonomileri arasına giren Güney Kore, Brezilya, Hindistan, Çin gibi ülkelere bakmanın ve inovasyonun önemli olduğunun altını çizen Savaş, “İnovasyon kavramının ülkeler için önemli olmasının nedenleri, uluslararası rekabette avantaj sağlaması, refah artışı, sürdürülebilir kalkınma ve istihdam artışında önemli bir rol oynamasıdır. İnovasyon; işletmeler, bölgeler ve ülkeler için değer yaratıcı ve karmaşık bir süreçtir. Ülkelerin inovasyon performanslarını hesaplayarak ülkeler arasında karşılaştırma yapma imkanı sağlayan “Küresel İnovasyon Endeksi 2018 raporuna” baktığımızda, 126 ülke arasından, ülke olarak 50'nci sıradayız. Son yıllarda ar-ge ve inovasyona ayrılan bütçelerin artarak devam etmesini önemli buluyoruz. Bir diğer konu da, ‘analiz – sentez ve eleştirisel düşünceye dayanan’, öğrenmeyi öğrettiğimiz gençlere ve bunları sağlayacak bir eğitim sistemi önem kazanıyor” dedi. 

Şirketleri Konkordato’ya getiren nedenler şunlar:

1-Bilgiye Ulaşamama / Yöneteme:  Ülke olarak “Bilgiye Ulaşma Özgürlüğünde” 180 ülke arasında 154'üncü sıradayız. Konkordato ilan eden şirketlere de baktığımızda, kurumlar içinde de AN’lık olarak bilgiye ulaşmak,  bilgiyi ölçmek ve bilgiyi yönetmek kavramlarının olmadığını görüyoruz. Bu sebeple, bu şirketlerde haftalık 45 saatin yüzde 60’ı sorunları anlamak için bilgi toplamakla geçiyor.

2-Hukukun Zayıflığı: Geçtiğimiz dönemlerde yayınlanan 2015 yılının Hukukun Üstünlüğü Endeksinde (Rule of Law Index) 99 ülke arasında 80’inci sıradayız. Hukukun üstünlüğü ile kişi başı milli gelir arasında ilişki bulunuyor ve biri arttıkça diğeri de artış gösteriyor.

3-Dayanışmayı Bilmemek: Dayanışmaya gelince bunun iki boyutu var: İnovasyon yolunu açabilecek eğitim boyutu ve fikir sahibi olanlara sermaye ve know-how sunacak teşvik yapısı (Güney Kore örneğinde olduğu gibi).  Ülkemizde maalesef, ne şirket içi, ne de şirketler arası know-how’ları, güçlü yönleri birleştirme kavramı yok. Her firma ve/veya kişi, hem tekrar tekrar Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışıyor, hem de bilgisini ve uzmanlığını paylaşmayarak ve aktarmayarak yaratıcı fikirlerin yayılmasına ve oluşmasına engel olunuyor.

4-Rakiplerini Tanımamak: Rakiplerimizi tanımıyoruz. Kendi yerimizi, lokal ve global pazarlardaki yerimizi ölçemediğimiz, bilgiye ulaşamadığımız, sorunlarımızın dışına kafayı kaldırmadığımız için bu bilgileri de bilmiyoruz. Dolayısıyla krizlere de hazırlıksız yakalanıyoruz. Zamanında “kişi başına düşen milli gelir” açısından aynı kefede olduğumuz Güney Kore’ye baktığımızda, gerisindeyiz. 

5- Iskaladığımız İnsan Unsuru: İnsan unsurunu ıskalıyoruz. Küçük ve orta ölçekli şirketlerimizin yüzde 90’ında hala “İnsan Kaynağı Yönetimi” kavramı ve bunun bir bilim olduğu bilinmiyor. Dolayısıyla “Entellektüel sermayeyi” ıskalayarak ilerliyoruz. Tarım, inşaat, turizm dışında artık teknolojiyi daha çok işin içine kattığımız, entellektüel sermayemizi yani “akıl, tecrübe, yaratıcılık ve inovatif düşünce” gibi kendi katma değerli hizmetlerimizi daha çok kullanabileceğimiz işler yapmalıyız. Kısaca, “ayaklarımız değil, akıllarımız çalışmalıdır”. İnşaat, Tarım ve Turizm sektörlerinin dışında; teknoloji, bilgi teknolojileri, elektrik / elektronik konularında eğitimi desteklemeliyiz. Geçenlerde 19 milyar dolara el değiştiren ve sadece 53 çalışanı bulunan WhatsApp’ın değerinin, dünyadaki birçok ülkenin en büyük şirketlerinden daha fazla toplam piyasa değeri olduğunu hep beraber gözlemlemiş olmaktayız.