Ana Menü

İbrahim Türkeri: Planlama ve mimarlıkların Kocaeli inşaat sektörüne etkisi

Dağlarını ve denizini aynı anda görebildiğimiz Türkiye’deki ender coğrafyaya sahip bir yer olarak Kocaeli’de inşaat sektörü, kentin gelişme biçimiyle ilişkili olarak ‘rant’a dayanmaktadır.

Dr. Mimar İbrahim TÜRKERİ

Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

Tasarlama ve inşa etme sürecinin ranta dayalı olması, rantın olumsuz bir olgu olduğunu göstermez. Rant, kötü bir ‘şey’ değildir. Rantın koşulları ve gerçekleşme biçimidir önemli olan. Kocaeli, sanayi şehri olmasından önce bir kıyı şehridir. Tarihsel süreç içerisindeki gelişimine kıyı ile orantılı olarak varlık kazandırmıştır. Rant dediğimiz olguyu kıyı kültürüne yaslanarak ve bunu çevresel hassasiyetleri dikkate alarak oluşturmalıyız. Kıyısı ile ilişki kuramayan bu şehrin inşaat sektörü, o şehirde birbirine eklemlenen dev beton kutular üretebilir sadece. Ne bir imge değeri ne de bir kullanım değeri önerebilir.

İnşaat firmalarının yönelimi doğrultusunda planlama yapmak, kentin sağlıksız büyüyen uzuvlarının oluşmasına yol açmaktadır. Çünkü hangi büyüklükte olursa olsun yapılan her yapı yeryüzü alanı üzerinde bir ‘yer’ işgal etmektedir. Kentlerin doluluklar kadar bu doluluklarla ilişki kurabilecek boşluklara ihtiyacı vardır. Doluluklar ve boşluklar arasındaki ilişkiler iyi organize edilmediğinde yapılan parçacıl tasarımlar (yapılar) kayıp ve kullanışsız hale gelmektedir. Bireylerin olduğu kadar firmaların da yeryüzüne ve kente karşı bir sorumluluğu var. Vakıf olduğumuz proje alanının son metrekaresine kadar kullanma düşüncesi, hastalıklı bir düşüncedir. Bu hem ticari açıdan hem de sosyal açıdan büyük bir risk ve beceriksizlik olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla imar koşullarına bağlı olarak yapının vücuda gelmesi, sadece kütle oluşumunun hedeflenmesi, geri kalan tüm detayları çoğu zaman gözden kaçırmamıza neden olduğunu görmek mümkündür. Diğer taraftan, inşa etme eyleminin temeli olan mimarlık disiplini, toplumsal hafızadaki saygınlığını her zaman korumaktadır. Dünyanın önemli şehirlerindeki ünlü yapılar mimarları ile birlikte anılmaktadır. O halde şu soruları sormak kaçınılmazdır; Kocaeli’de inşaat sektörünün pazarlama sürecindeki reklamlarında, kaç proje mimarı veya tasarımcısı ile anılmaktadır? Mesleki denetimin olmadığı bu şehirde projeleri mimarlar mı çizmektedir? İstisnalar dışında inşaat sektörünün en önemli parçası olan mimarlık ofisleri kaç tane mimarlık yayınını takip etmekte, kaç tanesinin mimarlık arşivi bulunmaktadır? Şehrimizde inşa edilen yapıların gerçekten bir tasarım süreci ve buna dayalı bir araştırma süreci var mıdır? Sahibi olmasak bile, bu şehre dair aidiyet duygumuzu pekiştirebilen ve gerçek anlamda daha önce eşi ve benzeri hayal bile edilmemiş özgünlükteki kaç konut sitesine, sanayi yapısına ya da her hangi bir kamu yapısına hayranlıkla bakabiliyoruz?

Bu eksikliklerde mimarların, mimarlık ofislerinin önemli bir payı vardır şüphesiz. Fakat burada en önemli etken ‘işveren’ olarak belirmektedir. Çünkü hem işin sahibi hem de finans kaynağı işverendir. Bir mimarlık ofisinin varlığını sürdürebilmesi için iş yapması ve para kazanması gerekmektedir. Hal böyle iken proje maliyetlerinde mimarın aldığı ücretin, yapıya takılacak olan çanak anten tesisatından az olması kabul edilebilir mi? Sürdürülebilir mi? O projelerden kente bir fayda gelir mi? Haklı olarak önce kirasını ödemeye çalışan bir ofis, kendi mimari gelişimine ne kadar pay ayırabilir? Mimarlık ofislerinden hem ucuza hem de kısa zamanda proje temin etmeye çalışıldığında verim alınamaz. Bu ofislerden gelecek projelerin uygulanmasıyla kendi yaşantımızı bir adım öteye taşıyamayız. Oysa ki en çok kullanılan slogan olarak “…. Konutları yeni bir yaşam sunar” söylemi kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Roma’ya başkentlik yapmış bu şehirde, yeni olanı hedefleyen bir üretim anlayışına her şeyden çok ihtiyacımız var. Antik Yunan sütunlarını alçı ile konutlarımızın duvarına yapıştırıp Selçuklu mimarisini yakaladığımızı sanmaktan daha acı bir durum olamaz. Yaşam kültürünü kabul etmediğimiz bir medeniyetin gotik mimarlığını devşirmek, inşaat sektörüne zarar vermektedir. Sektör sadece niceliksel değerlere değil bu niteliksel problemlere de eğilmelidir.

İnşaat sektörünün son ama en önemli halkası olarak bir mekan kullanıcısı için yapının kendisi kadar, yapıdan dışarı çıktığında karşılaştığı ‘şey’ de önemlidir. Yapılar artık sadece kendisi olarak var olmamakta, bir araya geldiklerinde tanımladıkları alan önem kazanmaktadır. Bunun adına literatürde ‘kentsel mekan’ denilmektedir. Bir yapıyı inşa etmek insanoğluna müthiş bir haz duygusu vermektedir. Bununla birlikte zevksizlik ürünü olan bir yapı, içine girilip kullanılmasa bile, o görüntüye maruz kalan insanları mutsuz bireyler haline getirebilmektedir. Bu yüzden, bir başkasının zevksizliğinin ve maddi hırslarının bir noktada kontrol edilebilir olması gerekmektedir. Kocaeli inşaat sektöründe hangi zaman aralığında başladığı tespit edilemeyen bir başka problem, mimari projelerin elde edilme süreçleri ile ilişkilidir. Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde mimarlık fakültelerine sahip olan bir şehrin inşaat sektörü, üniversitelerden proje veya fikir elde etmesine yönelik bir alışkanlığı kazanması gerekmektedir. Bunun sağlanabileceği platformlar kurulmalıdır. Çünkü inşaat sektöründe görünür olan durum, sektörün kendi aklını yenileme gücünün azlığı ve bir düşünsel güzergahının olmamasıdır. Bu şehirde uygulanmış veya uygulanması gündemde olan projelerin kaç tanesinin ülkedeki mimarlık kültürüne bir katkısının olduğunu sorma zamanı gelmiştir. Projelerin mühendislik ve taahhüt işlerinin şehir dışındaki firmalardan sağlanması, bölgemizdeki mimarları ve müteahhit firmaları olumsuz etkilemekte ve bölge ekonomisine zarar vermektedir. Çünkü bu hizmetler dışarıdan sağlandığında malzeme temini de bölge dışından sağlanmaktadır. Bu durum Kocaeli’deki sanayinin hem bu şehirde olup hem de bu şehrin kentsel gelişimine katkı sunmadığı görüşünü desteklemektedir.